“`html
Federal Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) tarafından gerçekleştirilen “göçmen avı” operasyonları, son üç hafta içerisinde iki genç ABD yurttaşının kurşunlanarak ölümüne neden olmasıyla birlikte ulusal ölçekte büyük bir öfke ve protesto dalgasını beraberinde getirdi.
7 Ocak’ta, ICE operasyonunu engellemeye çalışan 37 yaşındaki Renée Good, iki federal ajan tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.
ŞEHİRLERDE PROTESTO GÖREVİ
ABD: Trump yönetimi, öldürülen kadını “yerli terörist” ilan etti
8 Ocak 2026
24 Ocak’ta, Minneapolis’te biber gazı sıkılan bir kadına yardım etmeye çalışan 37 yaşındaki hemşire Alex Jeffrey Pretti, birçok federal ajan tarafından vurularak yaşamını yitirdi.
Her iki cinayet de Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde gerçekleşti ve hükümet güçlerinin bu olaylardaki pervasızlığı, kentte kitlesel protestoların artmasına neden oldu.
50 bin kişinin sokağa çıkması
26 Ocak Pazartesi günü Minneapolis’te, dondurucu soğuk havaya rağmen 50,000 kişi, federal göçmenlik politikalarına son verilmesi ve ICE’ın kentten çekilmesi için sokağa çıktı. Organizatörler, yalnızca Minneapolis’te Türkiye’deki büyük metropoller kadar kalabalık olan bu protesto gösterisine katılan sayısını duyurdu.
Minneapolis’de yaşanan cinayetler ardından New York, San Francisco, Los Angeles, Boston, Providence ve Washington D.C. gibi büyük şehirlerde de benzer protestolar düzenlendi.
Neden Minneapolis?
Minneapolis, ABD’nin göçmenlik operasyonlarının nasıl yürütüldüğünün ötesine geçerek, Trump yönetiminin muhalif bölgelere karşı sergilenen güç kullanma yöntemiyle bir simge haline geldi ve ülkedeki siyasi bölünmelerin derinleştiğine dair çarpıcı bir örnek sundu.
ICE’ın özellikle Minneapolis’i hedef alması rastlantısal değildi; bu şehir, 2020 yılında George Floyd’un öldürülmesiyle devlet şiddetine karşı verilen mücadelenin simgesi haline gelmişti.
POLİS ŞİDDETİ ABD’YE DAMGA VURUYOR
George Floyd’un katili suçunu itiraf etti
15 Aralık 2021
Trump yönetiminin göçmen karşıtı politikaları, gün geçtikçe sınır güvenliğinin ötesine geçerek iç politikada baskın bir rol edinmiştir. ICE operasyonları, yalnızca belgesiz göçmenlere değil, aynı zamanda “göçmen korumacı şehirler” olarak bilinen Demokratik yönetimlerin olduğu büyük şehirlere de yönelmektedir.
KALİFORNİYA VALİSİ: “TRUMP KIŞKIRTMA YAPIYOR”
ABD: Trump, Los Angeles’ta göstericilerin üzerine asker gönderiyor
8 Haziran 2025
Minneapolis örneği, Trump yönetimi ile eyalet ve şehir yönetimleri arasında belirgin bir yetki çatışmasına neden oldu. Minnesota Valisi Tim Walz ve Minneapolis Belediyesi, ICE’ın şehir içindeki operasyonlarının yerel kolluk kuvvetleri üzerindeki denetimi ihlal ettiğini savunurken, federal hükümet “ulusal güvenlik” gerekçesiyle bunu haklı çıkarmaya çalışıyor.
“Hukuk devleti”nden cezasızlık sistemine
Silahsız iki kişinin, göçmenleri yasa dışı şiddetten korumaya çalışırken hayatını kaybetmesi, ABD’de hukuk devletinin nasıl zedelenmeye başladığını sorgulamaya açtı.
Federal ajanların eylemlerini denetleyebilme konusunda yerel savcılıkların yetersiz kalması, Washington merkezli yürütülen araştırmalar ve görevde tutulan ajanlarla birlikte kamuoyunda “cezasızlık” hissiyatını artırdı. Bu durum, göçmenlik politikasının kamu hizmeti olmaktan çıkarak hükümetin keyfi zorbalığını yansıtan bir güç gösterisine dönüştüğünü eleştiren sesleri artırdı.
Zorluklar, Cumhuriyetçiler arasında bölünmelere yol açıyor
İktidarın sergilediği şiddet, hak ile yönetim arasında bir çatışmaya dönüşürken, Cumhuriyetçi Parti (GOP) içinde de bölünmelere yol açıyor. Trump’a yakın olan kesim, ICE’ın sertliğini desteklerken, bazı Cumhuriyetçi senatörler ve eyalet siyasi liderleri, sivillerin ölümüyle sonuçlanan eylemlerin partilerine ağır siyasi bedeller ödeyebileceğini uyarısında bulunuyor. Özellikle banliyö seçmeni ve merkez sağda, federal ajanların şehirlerde ölümcül güç kullanması endişe yaratan bir durum oluşturuyor.
Konu: 2026 ara seçimleri üzerine etkiler
Bu gelişmeler, 2026 ara seçimlerini sıradan bir Kongre yenilemesine dönüştürmekten uzaklaştırıyor.
Her başkanlık döneminin ortasında gerçekleştirilen ara seçimler, Temsilciler Meclisi’nin tamamı ve Senato’nun üçte birinin yenilenmesi anlamına gelir. Bu durum, mevcut başkan için önemli bir güven oylaması niteliğindedir. Başkanın ilk iki yıldaki uygulamaları, Amerikalıların Kongre’deki güç dengesini değiştirerek, yasaları düzenleme gücünü artırma veya azaltma olanağı sağlar. Bu nedenle, ara seçimler sadece sandalye dağılımını değil, aynı zamanda başkanın sonraki iki yıldaki siyasi geleceğini de şekillendirmektedir.
2026’daki kampanyalar, giderek “hukuk devleti mi, otoriter yönetim mi?” ikilemi üzerine yoğunlaşmaktadır. ICE ve İç Güvenlik Bakanlığı bütçelerinin kısılması çağrıları, Trump yönetimini ya geri adım atmaya ya da sertlikte ısrar etmeye zorlamaktadır. Her iki seçenek de Cumhuriyetçi Parti açısından ciddi riskler içermektedir.
Minneapolis’teki olaylar, ABD’deki göçmenlik meselesinin artık sadece sınır politikası değil; federasyon, yurttaş hakları ve güç ayrımını sorgulayan bir rejim tartışmasına dönüşmüş durumda. Kent sokaklarında haykırılan protestolar, Amerikan siyasi atmosferinin otoriterleşmesine karşı güçlü bir karşı duruşu simgeliyor.
2026 ara seçimleri neden kritik bir dönüm noktası?
Trump geri adım atamaz çünkü bu sadece bir strateji değişikliği değil, varoluşsal bir risktir. ICE’ın geri çekilmesi ya da yasal sınırlarına dönmesi, Trumpizm’in temel unsurlarında bir çöküş anlamına gelecektir. Bu durum, Trump’a yakın çevrelerde “ihanet” olarak algılanabilir ve onun en sadık destekçilerini kaybetmesine yol açabilir.
Böylece Trump’ın muhalif Amerikalılara “Gestapo” benzeri bir muamele uyguladığı ICE operasyonları üzerinden yürüttüğü savaştan geri çekilmesi, sadece bir taktiksel kayma değil, aynı zamanda böyle bir durum parti içinde ciddi bir risk taşımaktadır. Bu seçimler, Trumpçıların geleceğini belirlemek üzere bir referandum niteliği taşımaktadır.
Dış politika alanındaki daralma
Trump’ın iç politikaya yönelmesinde sadece ideolojik varsayımlar değil, aynı zamanda dış politikadaki manevra alanının daralması da etkili olmaktadır.
ABD, dünya sahnesinde günümüzde üç cephede sınırlı bir durumdadır:
- Ukrayna’daki savaşı yönetmekte zorlanmaları, ABD’nin askeri ve mali kapasitelerini zayıflatıyor.
- Avrupa üzerindeki kontrol artarken, etkili sonuçlar alma kapasitesi azalıyor.
- Çin ile olan ekonomik ve teknolojik rekabet, ABD’nin global dominasyon alanlarını genişletmek yerine savunma pozisyonuna çekilmesine neden oluyor.
Grönland meselesinde, Danimarka ve Avrupa ile net bir kriz çıkarmadan ilerlemek artık mümkün görünmüyor.
2026 seçimleri öncesinde büyük “dış başarılar” elde etmenin zorlaşması, dış tehdit algısını iç siyasette birleştirici bir unsur olma niteliğinden çıkarıyor. Ayrıca, daha önce iç politikada başlıca güdü olduğu düşünülen gümrük vergileri, iç ekonomide yavaşlamaya ve yaşam maliyetinde artışa yol açarak muhalefetin çıkış noktası haline geliyor. Bu nedenle Trump’ın içeri dönmesi, dış dengelerin bir dayatması olarak değerlendirilmektedir.
Minneapolis, bu zorunlu değişimin bir yansıması. Genç ve demokrat düşünceli Amerikalıların bu meydan okumayla yüzleşerek ölüm riskine bile kattıkları kararlılıkları, Trump ve arkasındaki sosyo-ekonomik sorunları besleyen güçlerin köşe taşları arasında derinleşen bir bilinci işaret ediyor.
(AEK)
“`


